30 Ağustos 2013 Cuma

'sarı'

Karşılaşırdık her kavşakta, her köşe başında senle… İnadına teğet geçerdik birbirimizi, utanır mıydık bakmaya, korkar mıydık âşık olmaya bilmiyorum… Dinginleşince kalp atışlarımız, yollarımızın istikametine inat geriye dönüp önce ben, sonra sen, izlerdik ilerleyip gidişlerimizi… Nasıl hınzırcaydı, nasıl mutluydu o bakışlarımız hem bize aitti özeldi…
Lise çıkışını iple çekerdim seni görme umuduyla, serseriydin ya beklerdin hep okul çıkışlarında… Nasıl keskindi bakışların, gladyatörlerin hırsla taze et kestikleri filmlerdeki gibi acımasızca sallardın kılıçlarını. Bense bir o yana, bir bu yana savrulup kaçma telaşındaydım... Çekindim hep, yaklaşamadım yakınına. Benim sana gelmemi bırak, kaçtım senin gelmelerinden de. Ama gelsen ne yapabilecektim? Konuşmayı becerebilecek miydim sanki? O kadar becerikli mi sanıyordun sen beni? Nefes almayı becerebilmeme şaşarken ben, ne diyebilecektim sana?

Ki diyememiştim de, kaçak gözlerim ne kadarını diyebildiyse o kadardı konuştuğumuz işte… Yarım kaldı her şey… Ben korkaktım, sen serseriydin, seni daha fazla barındıramazdım bende… O yüzden seni mahalle camisinin önündeki hep oturduğun kaldırım taşı var ya ona atfettim. Yani memleket sevdasına o kaldırım taşını da ekledim… Böyle hevesle başlayan, belki devam etmesi gereken bir hikâyeyi daha başlamadan bitirivermiştim... Ne bileyim…

29 Ağustos 2013 Perşembe

gülmek

Düşünmediğim zaman gülerim, bazen düşünürken de gülerim, içimdeki fırtınalara inat çokça gülerim... Zayıf da gülmem, güçlü gülerim, ta ki dudağımın kenarına değil de gözlerime yakın kondurulmuş olan gamzeyi bulana kadar gülerim.  Severim gülmeyi,  güldürmeyi, hayatta inanamazsınız benim bir derdim olduğuna… O yüzden beni anlayamayan çok arkadaşımın olmasını da severim.  Çünkü ‘o’ yum orda ’o’ olmam beklenir ve olurum bende.  Düşünecek çok şey, ağlanılacak çok yanım varken bir anda gülerim… Ne kadar içten içe yalanlasam da kahkahaları, gülerim, sorgulayarak gülerim ama gülerim işte…  

sigara



Kaç yıl oldu bu merete başlayalı ama hala çekemiyorum ciğerlerime şu lanet dumanı…  Bağımlısıyım evet ama onu bile düzgün yapamıyorum, hasta etmiyor beni, öksüremiyorum acısıyla ve hissedemiyorum yaşattığı hazzı doyasıya… Yaşadığım aşklar da böyle işte, kullanıyorum evet ama bir şeyler eksik hep, yokken mutsuzum evet ama varlığı da çok sarsmıyor beni, silkelemiyor benliğimi, mutluluktan ağlamadım mesela hiç, güldüm en fazla… 

'İŞLER GÜÇLER'

Yapmam gereken işler, yerine getirmem gereken sorumluluklar yığıldı yine… Biliyorum bekletmemek gerek, beklenileni yapmak, yetişkin gibi davranmak gerek… Ama öyle bir yoksullaştım ki, ne bir isteğim kaldı,  ne de biraz hırsım... Adım atmaya mecalim yok, hem korkuyorum da başlamaya, çekimserliğimle o kadar çok endişe beslemişim ki içimde, her biri bir gulyabani oldu. Geceleri uyutmuyor gündüzleri yaşatmıyorlar… Yaşamak zor, kolaylıklar zor, her şey zor, … Nasıl böyle bir insan oluverdim çıktım bende bilmiyorum.  Hâlbuki ben en iyi evlat, en iyi öğrenci, en iyi çalışan, en iyi eş, en iyi anne olmak için eğitilmiştim… Bakma şimdi böyle olduğuma önceleri azimliydim, onu da öğrenmeliydim bunu da, eksik olmamalıydım kimseden, en birinciliğe oynamalıydım,  ailemi gururlandırmalı, o gururla başı dik olmalıydım, insanlara örnek ben olmalıydım mesela, herkes sevmeliydi beni, anneler benim gibi evlat dilemeliydi…

 Diye devam eden bir sürü hırslı dileğim vardı… Belki bu fazla hırs küpümü eritti,  belki de boşluk celp etti beni bilmiyorum… Fazla düşünmeye de üşeniyorum, hem bir film takıp izlemek en mantıklısı.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

'YALNIZLIK'

Olur ya, konuşmak istersin bütüün bütün dertlerini, sıkıntılarını, olaylarını ama kimsen yoktur. Vardır aslında kimse’lerin de kimseler işte bilemezsin, birinin yanında o sundur birinin yanında bu.  Güvenemezsin o yüzden kimse’ ye,  tamamıyla dürüst olamazsın… Hani konuşursun illa ama bir küçük parçasını derdinin, bir çarpıtılmış anını en fazla, tüm çıplaklığın yoktur, mahremlerin örtülüdür hep.. Hâlbuki tüm çıplaklığı görmeyi istiyorum şuan, ama kime söylesem farklı bir yerinden tutup yargılayacak. O yüzden yalnızım ben…

'SONSUZ BAŞLANGIÇLAR'


Hiç bir şeyin sonu gelmiyor artık, sonlarıma düğümler atıldı...                       
Gelmeyen sonlar başlangıçlarımı yalnız, küskün bıraktı…  
Küskün başlangıçlar umutlara sarıldı, umutlarımın kanatları kırıldı…
Umutlarım uçamadıktan sonra gökyüzü nasıl neşeyi yağdıracaktı?  
Neşesiz yağmurlar yağdıkça benliğimi kurak bıraktı…
Kuraklıklar tuzlar eledi elemlerden,
Ve yağdı tuzlu tuzlu, yanaklarıma, dudaklarıma…
Tüm kaygılarım, ızdıraplarım ıslattı beni bu defa…


27 Ağustos 2013 Salı

‘O SÖZ’


                                                           
Sözler, her dudaktan aynı seslerle dökülürken kiminde gürleyen bir ırmak, kiminde kuruyan bir dereyi anımsatırlar.. Her türlü sözü söyledim bu yaşıma kadar ama öyle bir söz var ki hiç coşarak çıkamadı dudaklarımdan… o kadar çok duydum ki namını türlü dudaklardan, o kadar bekledim ki varlığını…
Hep bir arayışla her dudaktan denedim şansımı…  Her arayışım buruk bir hayal kırıklığı oldu zamanla, üzüldüm ama ağlayamadım. Sanki kuru dereler oldu gözyaşlarım...
O şansı bulanlar yakındılar bana, lanetler ettiler şanslarına, küfürler ettiler o dudaklara… Ama bilmedikleri; küfürlerimi savuracağım, aşkımı haykıracağım bir dudağı ben bulamadım…
Yokluğuyla boş olmaktansa acısıyla dolu olmayı yeğlediğimi nerden bileceklerdi tabi.